Anasayfa » Dış Politika » DOĞU-BATI DENGESİ
DOĞU-BATI DENGESİ

DOĞU-BATI DENGESİ

Yıldırım Deniz

Son yıllarda savunma sanayimiz oldukça gelişti. Kendi helikopterimizi, gemimizi, tankımızı, İHA’mızı (insansız hava aracı), torpidomuzu, eğitim uçağımızı ve daha birçok askeri teçhizatı kendi imkânlarımızla üretir bir noktaya ulaştık.

Hatta Türk savunma ve havacılık şirketlerinin 2012 yılında yaptıkları ihracat rakamı 1 milyar 262 milyon dolara kadar çıktı. Yıllardır dışa bağımlı olduğumuz bir alanda bu döngüyü kırarak ihracatçı bir ülke konumuna gelmemiz çok güzel bir gelişme.

Ancak, askeri alanda dışa bağımlılığı kırmak; yukarıda saydığımız geleneksel silahlarla birlikte, esas olarak havacılık, balistik füze, nükleer silahlar ve uzay teknolojileri konusunda olmalı. Eğer bu saydığım alanlarda etkili olabilirsek, o zaman bir dünya gücü olduk demektir. Ancak gelişmiş ülkeler diğer eski üretim teknolojisini bize ihraç ederken, konu yüksek teknolojiye dayalı ürünler yüksek teknolojiye dayalı silahlar oldu mu, bize gizliden gizliye bir ambargo uygulamaktalar.

Evet, geçtiğimiz hafta tam da bu konuda çok önemli bir adım atıldı. Dışarıdan bakıldığında Türkiye için çok avantajlı olabilecek, ama aynı zamanda da başımızı çok ağrıtabilecek bir adım!

Evet, geçtiğimiz hafta Savunma Sanayii İcra Komitesi Başbakan Erdoğan başkanlığında toplandı ve çok önemli bir kararın altına imza attı. Komite, Uzun Menzilli Hava Savunma Sistemi olarak adlandırılan anti-balistik şemsiye ihalesinde Çin’in teklifini kabul etti. Yaklaşık 4 milyar dolar değerindeki bu ihalede Çinli CPMIEC şirketinin FD–2000 füzelerinin yanı sıra, ABD’den Patriot, Fransa-İtalya ortaklığının geliştirdiği Eurosam Samp-T ve Rusya’dan S–400 füzeleri de yarışıyordu.

Bu anlaşma hayata geçerse, ülkemiz füze sahibi olmanın yanında, teknoloji transferi de yaparak kendi füzelerimizi kendimiz üretebileceğiz.
Buraya kadarki denklem, kendi içinde çok güzel. Ancak parantezin dışında, yukarıda saydığımız şeyler dışında çok önemli faktörler var.

Türkiye, ABD’nin ‘stratejik ortak’ olarak kabul ettiği, NATO üyesi bir ülke. ABD’nin yakın gelecekte en muhtemel rakibi olacak bir Çin ile böyle önemli bir askeri anlaşma yapmamız, elbette ABD tarafından hoş karşılanmayacak ve bunun ilişkilere yansımaları olacaktır.

Çin’le yapılan bu anlaşma, Türkiye’nin dış politikada yönünün doğuya kaymasına değil; doğu ve batı arasında bir denge kurmasına yönelik bir adım olmalıdır. Aksi takdirde müstakilen bu anlaşma batıya gözdağı vererek, batıdan doğuya doğru bir kaymayı netice verecekse, bir defa daha düşünmek gerekir. Zira bu anlaşma, merhum Menderes’in darbeden hemen önce ABD ile ipleri kopararak Sovyetler Birliği ile yapmaya niyetlendiği anlaşmayı anımsatıyor bize!

Savunma sanayi ihalelerinde iptaller her zaman yaşanmaktadır. Bu anlaşma da belki hayata geçirilemeden iptal edilecektir. Ama atılan bu adımların, kalıcı etkileri olacaktır.

Burada bizim yapmamız gereken en önemli gereken şey, yıllardır Çin’in başarıyla uyguladığı sessizce ve derinden büyüme stratejisini uygulamaktır. Aksi halde füze anlaşmasında olduğu gibi atacağımız sansasyonel adımlar, ileride başımızı gereksiz yere ağrıtır.