Anasayfa » Ekonomi » GENEL EKONOMİK DEĞERLENDİRME
GENEL EKONOMİK DEĞERLENDİRME

GENEL EKONOMİK DEĞERLENDİRME

Halil İ. Yılmaz

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2014 Yılı Bütçesi’ne ilişkin bir sunum gerçekleştirdi. 2014 yılı bütçesini daha iyi analiz edebilmek için bu yazımda ekonomiyi genel başlıklarda değerlendirmek istiyorum. Bir sonraki yazımda ise 2014 yılı bütçesini yazacağım.

Büyüme

Öncelikle hükümetin geçtiğimiz yıl “yumuşak iniş” süreci olarak adlandırılan yeniden dengelenme sürecini iyi yönettiğini ifade edebiliriz. Bu süreçte makroekonomik istikrar korunup, güçlü mali dengeler muhafaza edilirken, yüksek düzeyde istihdam sağlanıp işsizlik bir miktar düşürüldü. Ancak Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı Avrupa Birliği’nin (AB) krizde olması, jeopolitik gerginliklerin artması ve petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi gibi nedenlerden dolayı da ancak yüzde 2,2 büyüyebildik. 2013 yılının ilk yarısında ise yüzde 3,7 büyüdük. 2013 yılının tamamında göstergelere baktığımda yüzde 3,6’lık bir büyüme bekliyorum.

Bu oran geçen yıl hükümetin öngördüğü yüzde 4’lük OVP hedefinin bir miktar altındadır. Ancak bu yıl hemen hemen tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde büyüme aşağı yönlü revize edildi. Hükümetin OVP büyüme tahmini 2014 yılı yüzde 4, 2015 ve 2016’da ise yüzde 5’tir.

İstihdam

Birçok ülkede istihdam artışının yeterli düzeyde sağlanamaması önemli bir sorun olmaya devam ederken Türkiye’de Mart 2009’dan bu yana 4,7 milyon kişiye ilave istihdam sağlandı. Oysa aynı dönemde Avro Bölgesi’nde 2,2 milyon istihdam kaybı yaşandı.

Türkiye, 2009-2013 döneminde IMF verilerine göre yüzde 4,8 olan ortalama yıllık istihdam artış oranıyla birinci sırada yer alıyor. Ayrıca OECD tarafından yayımlanan İstihdam Raporu’na göre Türkiye, bu yıl ve gelecek yıl OECD’de en fazla istihdam artışı görülecek üçüncü ülke olacaktır.

Diğer yandan, Türkiye Avrupa’nın en büyük sorunu olan genç işsizlikle mücadelede çok daha etkin sonuçlar almaktadır. Avro Bölgesi’nde yüzde 23,4 ile rekor seviyelere çıkan genç işsizlik oranı, Türkiye’de Temmuz 2013’te yüzde 18 olarak gerçekleşmiştir. Ülkemiz, genç nüfusuna rağmen bu oranı 2009 yılından bu yana 7,3 puan indirerek Avrupa’da en düşük genç işsizlik oranına sahip 11’inci ülke olmuştur.

Enflasyon

Geçen yıl dengelenme sürecine paralel olarak enflasyon yüzde 6,2 ile son 44 yılın en düşük seviyesine indi. Buna karşılık 2013’te enflasyon oranı, işlenmemiş gıda ve tütün ürünleri fiyatlarındaki artış ve Türk Lirası’ndaki değer kaybı gibi nedenlerden hedefin üzerinde seyrediyor. Eylül ayı itibarıyla yüzde 7,9 olarak gerçekleşen enflasyon, bu yılsonunda yüzde 7,0 gelecek yılsonunda ise yüzde 5,5 olacağını tahmin ediyorum.

Mali Denge

Hükümetin ekonomide son 11 yılda elde ettikleri başarıda, 2002 yılından bu yana uyguladıkları ihtiyatlı maliye politikaları önemli bir rol oynadı. Gelecek dönemde dış şoklara karşı Türkiye ekonomisini koruyacak ve sürdürülebilir büyümeyi sağlayacak etmenlerin başında yine mali disiplin geliyor.

Bu politikalar sayesinde genel devlet bütçe açığının GSYH’ye oranı son 11 yılda yaklaşık 10 puan azalarak 2013’te yüzde 1’e geriledi. Böylelikle 2013 yılında Türkiye’nin bütçe açığının GSYH’ye oranı OECD ülkeleri için öngörülen yüzde 4,3’lük açığın dörtte birinden az, Maastricht Kriterinin ise üçte biri kadar olacaktır. Hükümet genel devlet bütçe açığının GSYH’ye oranını gelecek dönemde de azaltmaya devam ederek 2016 yılında yüzde 0,5’e indirmeyi hedefliyor.

Borç

AB tanımlı borç stokunun GSYH’ye oranını ise son 11 yılda yaklaşık 40 puan düştü. 2013 yılı için yüzde 35 olarak öngördüğüm bu oran, OECD ortalamasının üçte birinden az, Maastricht Kriterinin ise neredeyse yarısı kadardır. Benzer şekilde kamu net borç stokunun GSYH’ye oranı da son 11 yılda 47 puan azalarak 2013 yılında yüzde 15’e düşecektir. 2013 yılında ülkemiz 19 yıl sonra ilk defa IMF’ye olan borcunu sıfırlamıştır. G20 çerçevesinde imzaladığı anlaşma ile IMF’ye 5 milyar dolarlık kredi açma taahhüdünde bulunmuştur.

Faiz

2002 yılında reel faiz oranları yüzde 25,4, faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranı ise yüzde 85,7 seviyesindeydi. Mali disiplin sayesinde reel faiz son beş yıldır tek hanelerde seyretmektedir. Faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranı ise 2013 yılında yüzde 15,5 ile 1982 yılından beri görülen en düşük seviyesine ulaşmış olacaktır. GSYH’ye oran olarak da yüzde 3,2 ile faiz giderleri son 31 yılın en düşük düzeyine inmiştir.

Netice olarak tüm bu rakamlar, uluslararası arenada Türkiye’nin kredibilitesini önemli ölçüde artırmıştır. Türkiye’nin kredi notu 19 yıl aradan sonra ilk defa geçen yıl Fitch tarafından yatırım yapılabilir not seviyesine çıkarıldı. Bu yıl ise Moody’s’in yanı sıra Japon (Japan Credit Rating Agency) ve Kanadalı (Dominion Bond Rating Services) kredi derecelendirme kuruluşlarının da not artırımıyla Türkiye uluslararası dört kuruluş tarafından yatırım yapılabilir seviyede not almış oldu.