Anasayfa » Dış Politika »  YALANCI BAHAR
 YALANCI BAHAR

 YALANCI BAHAR

Yıldırım Deniz

7 Ağustos 2003 tarihinde dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın Washington Post gazetesinde “Ortadoğu’yu Dönüştürmek” adlı bir makalesi yayınlanmıştı. Rice bu yazısında “Ortadoğu bölgesinde Fas’tan Suriye’ye kadar bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini” anlatıyordu!

2010 yılı aralık ayında başlayıp, 2011 yılı boyunca birçok Orta Doğu ülkesini saran Arap Baharı dediğimiz ayaklanmalar, birçoğumuzun aklına önce yukarıda bahsettiğimiz makale ve bu olayların arkasında zaten buraları dönüştürmek isteyen ABD’nin olduğu fikrini getirdi. Bu olaylar meydana gelirken ABD de önce kısa süreli bir şok yaşadı. Zira bunların ABD ile bir alakası yoktu. Bu bölgede bir dönüşüm bekliyordu ABD; ancak bu kadar kısa sürede beklemiyordu.

İlk ayaklanmalar Fas, Tunus ve Mısır’da gerçekleşmişti. Buralardaki ayaklanmalar kendiliğinden ortaya çıkmış, doğal halk hareketleri idi. Yani arkasında belli bir güç olmadan, insanların sosyal medya aracılığıyla organize oldukları birer halk hareketi idi.

Ancak bu ilk olaylardan sonra, diğer Arap ülkelerine yayılan bu hareketlerin arkasında organize güçler olduğu artık aşikârdır. Sosyal medyanın gücünü ve etkisini Arap Baharı ile fark eden ABD, aslında daha uzun bir vadeye yaymış olduğu bir planı daha fazla bekletmeden yürürlüğe koydu. Önce buralarda Arap Baharının rüzgârını da arkasına alarak yine sosyal medya ve derin bağlantılar kullanarak aynı dönüşümü sağlamak istedi. Ayağının dibine kadar gelen böylesi bir fırsatı kaçırmayıp, bu olayları kendi istediği gibi yönlendirdi ABD.

Ancak bu plan her yerde tutmadı. Özellikle Libya ve Suriye’de rejim her yana sağlam bir şekilde kök salmış olduğundan, buralarda tutmadı. Bu durumda da B planı devreye girdi ve Libya ve Suriye’de doğrudan bir müdahale şıkkı masaya yatırıldı.

Evet, Arap Baharı sonrası ortaya çıkan bu gelişmeler, ABD’nin bir kısım yöntem değişikliklerine gittiğini gösteriyor bize. ABD’nin Orta Doğu bölgesi için planladığı Büyük Ortadoğu Projesi’nin maliyetinin çok yüksek olması, onu bazı önlemler almaya itti. Sözgelimi ABD’nin Irak, Afganistan ve Pakistan’da yürüttüğü savaşın maliyeti 2001-2011 yılları arasındaki 10 yılda ABD’ye 8.300’den fazla can kaybına ve 4,4 trilyon dolara mal oldu. Bu nedenle baba ve oğul Bush’tan sonraki dönemde bu bölgeye doğrudan müdahale yerine dolaylı yollarla müdahale şıkkını tercih etti ABD. Çünkü böylesi daha az maliyetli ve daha az yıpratıcı olacaktı.

İşte bugünlerde ABD, Orta Doğu bölgesinde hiç olmadığı kadar sıkıntılı günler yaşamakta. Bir yandan seçim gündemi, bir yandan da yaşadığı ekonomik sıkıntılar ABD’nin başını kaldırıp da bu sorunlarla ilgilenmesini engelliyor. ABD Orta Doğu bölgesinden çıkmak gibi bir lükse sahip değil. Zira “kâinat boşluk tanımaz” kaidesince ABD buradan çıktığı anda bir başka güç burayı domine eder ve ABD küresel güç olmaktan çıkar. İşte bu yüzden ABD Orta Doğu batağından çıkamıyor ve her gün biraz daha derine batıyor.

Ancak ABD çok şanslı. Dünyanın birçok yerinde ABD’nin stratejik ortağı olan bazı ülkeler var. Mesela İsrail, Güney Kore, Mısır ve Türkiye ABD’nin stratejik ortağı olan bazı ülkeler. Bunlar arasında bir tanesi var ki, diğerlerinden çok farklı. ABD Orta Doğu’dan kontrollü bir şekilde çıksa, burayı da bu ortağına emanet etse, dönüp arkasına bakmasına bile gerek yok. İşte ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarlarını korumada kadim dostu İsrail’den bile daha etkili olabilecek bir ortağı var: Türkiye!

Bulunduğu bölgede etrafına sözü geçen, geçmişiyle, iç dinamikleriyle bölgesinde zaten ön plana çıkan, ama aynı zamanda ABD’ye sadık; modern ve laik yapısı ile, batıyı korkutan bölgedeki radikal unsurlara ters, “yurtta barış, dünyada barış” parolası ile barışçı bir dış politika güden, kendini bölgesel güç olarak tanımlayan, ancak küresel güçle de sıkı bağları olan bir ülke: Türkiye.

Evet, ülkemizi önümüzdeki yıllarda zor günler bekliyor. Önümüze tarihi fırsatlar çıkmak üzere. Bulunduğumuz bölgede ABD ile stratejik ortak olmak bizim için çok önemli bir fırsat. Ancak aynı zamanda da oldukça ağır bir yük. Dün Irak’la imtihan olduk, bugün ise Suriye sırada. Dikkat edilirse birileri bizi düşen uçağımızla, topraklarımıza atılan top mermileri ile ve sair unsurla bir savaşa doğru çekiyor. Evet, Türkiye bölgede kendisine biçilen bu rolü oynamak üzere bir yerlere doğru çekiliyor. Burada bize düşen çok temkinli davranıp, en doğru hamleleri yapmaktır.